Google+
Perşembe , 17 Nisan 2014
Son Haberler
Hümanist Psikoloji Hümanist mi?

Hümanist Psikoloji Hümanist mi?

Hümanist (İnsancı) Yaklaşım

Çağdaş bir psikoloji akımıdır. Kurucuları Gestaltçılardan etkilenmiştir. Varoluşçu felsefe akımının görüşlerini benimsemişlerdir. Bu yaklaşımın öncü ve temsilcileri Rogers, Maslow, Sartre, Charolette Bühler, Frankl, Binswagner’dir. Davranışçı ve psikanalitik yaklaşımlara karşı görüşleri vardır. Özellikle insanı ele alışları açısından öteki ekollerden ayrılırlar. Bu yaklaşıma göre insan kendine göre bir değerdir, belli bir toplum düzeninin yada iş örgütüdür, aracı haline getirilmemelidir. İnsankendisinden, davranışlarından, oluşturacağı kimliğinden kendisi sorumludur. Hayatı kendisi için yaşamaya değer, anlamlı bir hale getirmek kişinin kendisine düşer. Ölümlü olan insanın hiçbir yaşantısı tekrar etmeyecektir. Geçmiş ya da gelecek değil, içinde yaşanılan an önemlidir. İnsan için bilim amaç değil, ancak araç olabilir. İnsanı tanırken dogmatik görüşlerden kaçınmak gerekir. İnsan davranışlarını denetim altına almak yerine, daha çok özgürlüğe yer verilmelidir. İnsanı anlamak için onun iç yapısını bilmek gerekir. Bunun için iç gözleme baş vurmak zorunludur. İnsan cansız bir nesne olmadığından, dıştan bakılarak davranışları yordanamaz. Bu akım insanı inceleme yöntemini getirmiştir. Psikolojiyi bir bakıma yeniden felsefeye yaklaştırmıştır. Psikolojinin amaçlarından biri insan davranışlarını kontrol etmektir. Oysa Hümanistik yaklaşımda olanlar, psikolojik kontrolün insanlığın zararına kullanılabileceği inancındadırlar. Örneğin, iyi insan yetiştirmek doğru amaç gibi gelebilir. Ancak bu konuda çok çeşitli görüşler ortaya atılabilir Rogers’in psikoterapi anlayışına göre:

(1) Danışana koşulsuz saygı göstermek gerekir.

(2) Psikoterapist danışanına empatik anlayış göstermek zorundadır.

(3) Psikoterapist samimi ve içten olmalıdır.

Hümanist psikoloji birincil olarak, ne pozitivist ya da davranışçı kuram, ne de klasik psikanalitik kuramda sistematik bir yeri olmayan insan kapasitesi ve potansiyelleri ile ilgilenmektedir. Örneğin aşk ,yaratıcılık, benlik, gelişme, organizma, temel gereksinim giderilmesi, kendini gerçekleştirme, yüksek değerler, varolmak, olmak, kendiliğindenlik, oyun, mizah, sevgi, şefkat, doğallık, ego üstünlüğü, nesnellik, özerklik, sorumluluk, anlam, adil davranış, aşkın deneyim, psikolojik sağlık ve ilgili kavramdır.

1963 te derneğin başkanı James Bungental beş temele öneri ortaya koydu.

1. insan insan olarak, parçalarının toplamının yerine geçer (yani insan parça işlevlerinin bilimsel olarak incelenmesiyle anlaşılamaz)

2. insan, insani bağlamda varlığına sahiptir (yani,insan kişiler arası yaşantıya aldırmayan parça işlevleriyle anlaşılamaz.)

3. insan farkındadır (ve insanın sürekli, çok katmanlı öz farkındalığını tanımada yetersiz olan psikolojiyle anlaşılmaz. )

4. insanın seçimleri vardır (insan varlığının seyircisi değildir, kendi yaşantılarını kendi yaratır).

5. insan kasıtlıdır (geleceği hedefler, amaçları,değerleri ve anlamı vardır.

Abraham Maslow Kimdir?

1 Nisan 1908′de New York Manhattan’da doğdu. Yalnızlık, mahcubiyet, aşağılık duyguları, depresyon ve mutsuzluk dolu bir çocukluk ve delikanlılık dönemi geçirdi. Nefret dolu ve itici bir kadın olarak gördüğü annesini hiç sevemedi; mutaassıp bir Musevi olan annesi sık sık Tanrı’nın kendisini şu veya bu şey için cezalandıracağını söylerdi. Bu tehditlerin de etkisiyle, daha küçük yaşta dine güvenmemeye karar verdi ve ateist oldu. Buna rağmen, o dönemin anti-Semitik eylemlerinden ve hücumlardan diğer Yahudiler kadar o da muzdarip ka4′de doktorasını aldı ama gerek Büyük Buhran döneminin gerekse anti-Semitik akımların etkisiyle, akademik bir görev bulamadı.

Tıp fakültesine başladı ama kısa bir süre sonra, tıbbın da tıpkı hukuk gibi insanları tutkusuz ve olumsuz açıdan ele aldığına kanaât getirerek, tıbbiyeyi de terk etti. Hayatı boyunca sıkıldığı her şeyi terk etme huyu bundan sonra da sürdü. Ertesi sene New York’a geri döndü ve Columbia Üniversitesi’ndeki Teacher’s Koleji’nde E. L. Thorndike’ın asistanı oldu. Bir sene kadar insan cinselliği üzerinde çalıştıktan sonra oradan da sıkıldı ve ayrılıp Brooklyn Koleji fakültesine intisap etti.

1930′lar ilâ 1940′lar arasında New York’da zamanın hemen bütün ileri gelen Avrupalı psikologlarıyla irtibat kurdu. Bu zevatın çoğu Nazi tehdidinden kaçan Yahudi psikanalistlerdi. Aralarında Erich Fromm, Karen Horney, Max Wertheimer ve Kurt Golstein sayılabilir. Alfred Adler’den çok etkilendi ve uzun bir süre onun seminerlerine devam etti. Bu arada tanıştığı antropolog Ruth Benedict’ten de çok etkilenip Kanada’da yaşayan Yerliler üzerinde araştırmalar yapmaya başladı. Buradaki gözlemleri kültürel farklılıkların esâsen yüzeysel olduğu kanaâtine varmasına yol açtı; bu da, ileride geliştireceği ihtiyaçlar hiyerarşisi kuramı için ufuk açtı. Brooklyn’deki dersleri çok ilgi çekerdi ve popülerdi. Konu hakkında hiç bir eğitimi olmamasına ve sâdece uzaktan duyduklarıyla bir şeylerden haberdar olmasına rağmen, talebelerine psikanaliz uygulamaya çalıştı. Bir süre sonra da, psikanaliz yerine, kendince geliştirdiği kısa süreli psikoterapi seansları yapar oldu. Sonradan bunlardan da büyük ölçüde vazgeçti.

1940′lı yılların ortalarından itibâren sıhhati bozulmaya başladı. 1946′da, henüz 38 yaşındayken, iyice rahatsızlanarak iki kızını ve karısını alıp California’da Pleasanton’a taşındı ve ismen de olsa Maslow Cooperage Corporation’un başına geçti. 1949′da kısmen düzelerek Brooklyn Koleji’ne geri döndü. 1951′de, Waltham Massachusetts’de yeni kurulmuş olan Brandeis Üniversitesi’nin psikoloji bölümünün başına geçti. Bol miktarda yazı yazıyordu ve şöhreti de iyice artmıştı ama,dâima olduğu gibi, burada da hiç mutlu olamıyordu. Talebelerinden artarak gelen ders verme tekniğiyle ilgili eleştirilere kızıyor ve ürküyordu. 1967 Eylülü’nde ciddi bir kalb krizi geçirdiğinde, 20 sene önceki teşhis edilemeyen garip hastalığının da aynı şey olduğunu fark etti. Zâten sıkılmıştı, talebeleriyle sorunlar yaşıyordu. California’daki Menlo Park’ta Saga Administrative Corporation’dan gelen iş teklifini kabûl edip, oraya geçti. Burada belli bir işi gücü yoktu, kafasına göre yazıyor, düşünüyor ve keyfine bakıyordu; onu tenkit eden kimse de yoktu. 8 Haziran 1970′de, hafifçe koşarken (jogging), 62 yaşında şiddetli bir kalb krizi ile vefat etti.

Hayatı boyunca pek çok ödül almış, 1967-1968 senelerinde Amerikan Psikoloji Birliği başkanlığı yapmıştı. Vefat ettiği zaman îtibâriyle, sâdece bir psikoloji profesörü olarak değil, en az o kadar da iş idâresi, eğitim, hemşirelik, ilâhiyat gibi konulardaki yazıları, konuşmalarıyla tanınıyordu.

Hep ıstırap, acı ve ağrılar çekti; kronik yorgunluk, hipoglisemi, kalça artriti ve müzmin kalb sorunlarından müştekîydi. Mahcup, aşırı anksiyöz ve kendine kızan, mutsuz, izole ruhsal yapısını seneler süren psikanalize rağmen hiç aşamadı. Performans anksiyetesi sorununu ölünceye kadar yaşadı. Evliliğinde de hep suâl işâretleriyle ve sevgi güvensizliğiyle beraber yaşadı, bunu yazdıklarına yansıttı. Vefatından bir ay önceki son makalesinin girişinde hiç bir zaman cesur bir lider ve hatip olamadığından yakınarak “ben mizaç olarak cesaretsizim” diye yazıyor ve ekliyordu “bu da bana hayatım boyunca bitkinlik, gerginlik, korku, endişe ve kötü uykulara mâl oldu”! Annesine karşı nefreti de asla sönmedi, öldüğünde cenazesine gitmeyi reddetti. Bu mizaç, karakter ve kişilik özellikleri, her kuramcı gibi, onun kişilik kuramına ve ideolojisine de yansıdı. Asla olamadıklarını ve inanamadıklarını “kendini gerçekleştirme”, “hümanistik tavır”, “holistik-dinamik teori” gibi kuramsal yaklaşımlarla ideolojize etti, küçük yaşta kaybettiği Tanrı inancını teolojiye ve transandansa olan merakıyla (zirve yaşantılar, din ve ilâhiyatla ilgili yazılar) ikame etti. Kısacık tıbbiye yaşantısı hâricinde tıbla hiç alâkası olmadığı gibi, doğal olarak, hiç bir zaman da psikiyatr(ist) olmamıştır.

Hümanizm ve Maslow’la ilgili özet bir bilgi verdikten sonra ”hümanist psikoloji gerçekten hümanist midir?” sorusunu cevaplayalım; hümanist psikoloji; insan kapasitesi ve potansiyellerine ciddi olarakdeğinen ilk psikolojik akım olması açısından önemlidir. İnsanın şimdisiyle ilgilenir, özgürlüğü esas alır (varoluşçu psikoloji gibi). Bu anlamda çağdaş bir psikoloji akımıdır ve hümanisttir. Özgüveni desteklemesi esnek çocuk yetiştirme; benlik farkındalığı; uyum becerisi, mobilite; önyargı konularında psikoterapiste ciddi yararları vardır.

Klinik anlamda hümanist psikoloji psikolojiyi felsefeye yaklaştırmıştır; psikiyatriden uzaklaşmıştır. Maslow tıpı katı bulup tıp fakültesini bırakmıştır. Bana göre temel çatışkı şurdadır; çoğu ruh hastalığının kliniği biyopsikososyaldir. Örneğin depresyonda santral sinir sistemi dopamin seratonin dengesi bozulur; hidroksi metoksi artar. Obsesyonda bazal gangligonlar bozulur.şizofreni de dopaminerjik sistem aktive olur bu yüzden dopamin reseptürü antagonisti ilaçalar verilir. Depresif hastalara seratonin geri alımı için ilaçlar verilir. Parasomnianın kliniği tamamen psikiyatriktir, bu anlamda hümanist psikoterapi görüşüme göre yetersiz kalmaktadır. fayda sağlamaz.(pdr atanur akar) fakülteye ilk başladığım yıllarda klinik psikolojisi hocamız” ne kadar insan varsa o kadar akım vardır” demişti. Oradan yola çıkarak ben yaklaşım olarak mix bir tutum benimsedim. Danışan merkezli terapilarim oldu, çocuklardaki özel eğitim bozuklukları ve duygusal bozukluklarda davranışçı psikoterapiyi kullandım. Depresif hastalarda hümanist psikoterapi bana ciddi yararlar sağladı.

Pdr. Atanur Akar

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Scroll To Top