Uzm.Psikolog Sevda SERİN

Depresyon; artık yediden yetmişe herkesin dilinde olan, en bilindik, tanışıklığımızın en iyi olduğu ruhsal durumdur. Öyle ki insanla olan bu sıkı ilişkisi sayesinde “psikiyatrinin nezlesi” ünvanını almaştır. Hatta birey, kendisinin ya da bir yakınının depresyonda olduğunun farkına varabilmektedir genellikle. İnsanın yaşam enerjisinin düşmesi, hiçbir şeyden zevk almaz hale gelmesi, uykusunun ve iştahının bozulması, kendisini, yaşamı ve geleceği değersiz, anlamsız görmesi gibi belirgin özelliklerinden dolayı çok da zor değildir kendine “Depresyondayım!” ya da ötekine “Depresyondasın!” demesi. Bu sıkça kullanımı sayesinde aslında bir anlamda da normalleşmiştir. Fakat bu durum onu birey tarafından memnuniyetle karşılananan, kabul edilen bir olgu yapmamaktadır. Ünü nedeni ile burada tanı kriterlerine yer vermeyeceğim. Depresyonun işleyişi, dirençli yapısının altındaki nedenlere değineceğim.

Depresyondaki bireyden sıkça “içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor”, “yapsam da bir şey değişmeyecek”, “hayatın anlamı yok” gibi cümleler duyarız. Depresyonda anı yaşamaya ve geleceğe dair yatırım yapmada ciddi bir direnç söz konusudur. Depresif birey genellikle kendisini bir kabuğun içine hapsolmuş, kısır bir döngünün içindeymiş gibi algılar. Aslında hayattan saklanmak ister ama aynı zamanda da hayatı yakalayamamaktan şikayet eder. Bu saklanma arzusunun altında elinde var olan yegane “mal varlığını“ da kaybetme korkusu taşır. Bilişsel Davranışçı Terapi hakkında bir çok çalışması olan ünlü akademisyen Leahy bu durumu “portföy teorisi “ ile açıklamaktadır. Portföy teorisi , şuan sahip olduğunuz ve gelecekte sahip olacağınız şeyler, yatırımdaki amacınız ( sahip olunan şeyleri korumak, büyümek) yatırım süresinden ne anladığınız (kısa dönem mi, uzun dönem mi) risk toleransınız (risk karşıtı, tarafsız ya da risk yanlısı), yatırım replikasyonları ve gelir ve gidere ilişkin değer hakkındaki görüşünüzdür. Bu yaklaşım depresif bireylerin minimizasyon stratejisi izlediğini öngörür. Yani depresif bireyler çok az şeye sahip olduklarını düşünürler, mevcut kayıpların gelecekteki “kazançlar” ile telafi edilmesi ihtimalinin az olduğuna , kazançlarının düşük değerde olduğuna, kayıplarının toplam maliyetinin yüksek olduğuna inanırlar.

Depresif bireyin ilerdeki kayıplardan kaçınmak için risk almaması ise yeniliğe ve harekete kapalı olmasına neden olur. Kayıba olan hassasiyetinden dolayı kendisi için daha fazla kayıbı önleyici düzenlemeler yapar. Örneğin depresif kaybedeceğini öngörürse bırakır ve vazgeçer. Kaybetmektense eksik de olsa elindekilerle yetinmeyi tercih eder. Amaç daha fazla kayıbı engellemektir. Bu yüzden kayıplar önceden görülmeli, onlardan kaçınılmalıdır. Daha mutsuz fakat daha tedbirli olmak, her şeyi kaybetmekten daha iyidir. Yani tekrar portföy teorisinden bakacak olursak depresif bireylerin yatırımdaki amacı risk almadan kısa sürede sahip olunan şeyleri korumak, kayıptan kaçınmaktır. Kayıptan kaçınması onu kısa süreliğine karlı duruma düşürse de uzun süreçte kazanç ihtimalini düşüren, içinde bulunduğu durum itibari ile kısırdöngüye düşüren aslında oldukça kazançsız bir durumdur. Bu nedenle de “içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor” düşüncesine sıkı sıkıya tutunurlar. Çünkü içlerinde bulundukları durum memnun olmasalar bile daha bilindik ve güvenli olandır. Ancak uzun vadede bakıldığında bu güvenlik duygusu kendisine dair olan “başarısızım”, “yetersizim”, “sevilmezim” gibi inançlarını daha da pekiştirmekte ve kısırdöngü içerisinde kişinin yaşamını dahi tehdit eder duruma gelebilmektedir. Daha fazla kaybı önlemeye yönelik başa çıkma çabaları, harekete geçtiğinde elde edebileceği kazançlarını engellemektedir aslında. Bir iyileşme halini yaşamak isterler ancak daha fazla şeyle yüzleşme riskinden korkarlar. Korumaya çalıştıkları en önemli kayıplardan ikisi kendine güvenin ve onurlarının kaybolmasıdır. Bu nedenle de bir durumu deneyimleyip başarısız olma durumlarında “ben yeteneksizim, başarısızın tekiyim” şeklindeki onuru ve güveni zedeleyici bir kayıp yaşamaktansa o durumu hiç deneyimlememeyi, çaba sarf etmemeyi tercih ederek onuru koruyucu düşünceyi tercih ederler.

Depresiflerin kayıptan kaçınmak için risk almaması onun gerçekten yetenekli olup olmadığı ile ilgili yaşantıyı deneyimlemesini engeller. Belki deneseydi başaracaktı. Belki risk alsaydı, uzun vadede kazancını , örneğin kendine olan güvenini, daha da artıracak belki de başka kazançlar da elde edecekti. Deneyimlemeden kim bilebilir ki?

Share.

Comments are closed.